Ağrısız doğum

9 Aralık 2019 Cinsel Blog

0 Yorumlar

Erken Boşalmaya Ne Yol Açar ?

Tanım:
Adet kanaması esnasında ya da hemen öncesinde kasıklarda ortaya çıkan rahatsızlık ve kramp tarzında ağrılara dismenore ya da menstrüel kramp adı verilir. Dismenore primer (1.cil) ve sekonder (2.cil) olmak üzere iki şekilde incelenir.

Primer (birincil) dismenore :
Sıklıkla adet kanamasının başlangıcından sonraki ilk 1-2 yıl içinde ortaya çıkar ve kırklı yaşlara kadar sürebilir. Bazen kadınlarda ilk doğumdan sonra ağrılar hafifleyebilir. Ağrının nedeni rahimde ağrıya ve kasılmaya yol açan prostaglandin maddesinin yapımının artmasıdır.

Ağrı genellikle adet kanaması başlamadan 1-2 gün önce ortaya çıkar, adetin birinci gününde belirginleşir ve genellikle 2.günde sakinleşir. Ağrı karnın alt kısmında aralıklı gelen kramp şeklindedir. Ağrı bir bölgede toplanabileceği gibi sırta, bele, kasıklara ve vulvaya (idrar yapılan açıklık ve vajinal açıklık) da yayılabilir. Ağrıya bazen terleme, yorgunluk, iştahsızlık, bulantı, kusma, ishal, baş dönmesi, baş ağrısı, baygınlık, kabızlık gibi belirtiler eşlik edebilir.

Neden sancılı adet görülür ?
Sancılı adet görme aslında normal adet görme mekanizmasının önemli bir parçası olan uterus (rahim) kasılmalarının kadın tarafından ağrı şeklinde hissedilmesidir. Bu uterus kasılmalarının amacı uterus iç tabakasını atılarak yenilenmesi sırasında oluşan kanama miktarını en az seviyede tutmaktır. Kasılmalar esnasında uterusta bölgesel olarak prostaglandin adı verilen bazı maddeler salgılanır. Ağrıya yol açan bu prostaglandinlerin ya aşırı miktarda salgılanması ya da kadınlarda prostaglandinlere ağrı şeklinde aşırı duyarlılık oluştuğu kabul edilmektedir. Prostaglandin salgısı yumurtlama sonrasında oluşan bir olay olduğundan tipik olarak adet görmeden kısa süre önce başlayan adet bittikten sonra tümüyle kaybolan adet sancısı yumurtlama olduğuna dair belirtilerden biridir.

Sancılı adet görmenin nadir görülen nedenleri arasında serviks (rahim ağzı) girişi, kürtaj, enfeksiyon gibi nedenlere bağlı olarak daralmış olması ve buna bağlı olarak adet kanının “zorlukla atılması” ve spiral kullanımı yer alır.

Ne gibi belirtiler verir ?
Dismenore karnın alt bölgelerinde kramp benzeri ağrılar ve rahatsızlıklardır. Bu eşlik eden diğer belirtiler; Sırt ağrısı, baş ağrısı, bulantı, bacakların iç yüzünde hassasiyet olabilir. Dismenore ile birlikte adet öncesi gerginlik sendromu (PMS) de görülebilir ancak bu şart değildir. PMS genelde adet başlangıcından birkaç gün önce görülür. Dismenoreli kadınların yaklaşık %10-15′inde şikayetler normal günlük aktivitelerini kısıtlayacak kadar şiddetlidir.

Eğer ağrılar;
Normal zamanında gelen bir adet kanamasına eşlik etmiyorsa,
Her zaman olduğundan çok daha şiddetli ise,
2-3 günden daha uzun sürüyor ise,
Her zaman olandan daha farklı ise,
mutlaka bir hekim kontrolünden geçilmesi gerekir.

Sekonder (ikincil) dismenore:
Seconder (ikincil) dismenorede (ağrılı adet görme) altta yatan bir patolojik (hastalık yapan) durum mevcuttur. Bir kaç örnek verecek olursak doğuştan olan kızlık zarının kapalı olması, bazı vajinal (hazneye ait) veya rahime ait anormallikler veya daha sonradan ortaya çıkan bazı hastakıklar gibi… Doğuştan olan problemler daha nadir olduğundan, sıklıkla daha genç yaşlarda ortaya çıkar.

Sekonder dismenore nedenleri nelerdir ?

1-Endometriozis
2-Yumurtalık kistleri veya tümörleri
3-Pelvik inflamatuar hastalık (PID)
4-Myomlar
5-Uterus polipleri
6-Rahim içi yapışıklıklar
7-Rahim içi araçlar
8-Rahim boynu darlıkları
9-Rahim tümörleri
10-İmperfore hymen (kızlık zarının adet görmeyecek şekilde tam kapalı olması)
11-Çift uterus veya uterusda septun bulunması
12-Enfeksiyonlar

Ne zaman jinekolojik değerlendirme gerekir?
Adet sancıları ağrı kesicilerle kontrol altına alınabiliyorsa ve başka bir jinekolojik belirti yoksa jinekolojik muayene gerekli değildir. Ancak adet sancıları çok şiddetli olup genel iyilik halini etkilemeye başlamışsa ve/veya iş kaybına neden oluyorsa mutlaka jinekolojik değerlendirme yapılmalı etkili bir tedavi uygulanmalıdır.

Jinekolojik değerlendirmenin çok önemli bir amacı vardır. Endometriozis (rahim iç tabakasının normal dışı bölgelerde bulunması), kronik enfeksiyon, yapışıklıklar, yumurtalık kistleri, uterus myomları ve diğer bazı jinekolojik hastalıklar kendilerine özgü belirtiler dışında aynen adet sancısı gibi belirtiler de verebilirler. Yapılan jinekolojik muayene bu durumların varlığını ortaya çıkarır ve böyle durumlarda tedavi tamamen farklı olur.

Nasıl tanı konulur?

Tanıda öncelikle hastanın öyküsü önem kazanır. cevaplanması gereken bir takım sorular vardır. Bunlar:
Ağrının ne zaman olduğu
Ağrıyı geçirmek için ne yapıldığı
Eşlik eden başka bir şikayetin olup olmadığı
Doğum kontrol haplarının ağrıyı azaltıp azaltmadığı
Gün geçtikçe ağrının şiddetlenip şiddetlenmediği ve
Ağrılar nedeni ile aktivitenin bozulup bozulmadığıdır.

Ağrıların primer ya da altta yatan başka bir patolojiye bağlı olup olmadığını anlamak maksadıyla detaylı bir muayene yapılmalıdır. Herhangi bir enfeksiyon ya da kist gibi bir patolojiyi ayırt etmek için kan ve idrar tetkikleri ile ultrason incelemesi çoğu zaman gerekli olmaktadır.

Primer dismenore tedavisi nasıl yapılır?
Dismenorenin (ağrılı adet görmenin) oluşmasını önlemek mümkün değildir. Ağrı doktorun size tavsiye edeceği ilaçları kullanarak hafifletilebilir. Yine;

Orta dereceli bölgesel sıcak uygulama iyi gelebilir. Bunun için sıcak banyo ya da ayaklara sıcak uygulama (sıcak bir havlu, termofor) önerilir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta sıcak uygulama direkt karına yapılmamalıdır; çünkü karın içerisinde herhangi bir iltihabı reaksiyon varsa bu karın zarına yayılabilir ve oldukça tehlikelidir.

Her zaman iyi beslenme ve bunun adet kanaması sırasındada sürdürülmesi ağrıyı azaltama da etkilidir. Eğer kişide adet kanamasından önce baş ağrısı, karında şişlik,…vb problemler oluyorsa adetten 1 hafta önce tuz kısıtlanmasına gidilebilir. Yine doğal idrar yaptırıcı olan maydanoz, ıhlamur, kuşkonmaz gibi besinlerin bu dönemde alınması ödemi(vücutta su toplaması)ve ödemin neden olacağı rahatsızlığı giderir.

Yine diyette B vitamini ve Mg (magnezyum)’dan zengin besinlerin alınması bu dönemde oluşan rahatsızlıkları ve ağrıyı gidermede yardımcı olur.

B Vitamininden zengin yiyecekler:

Et, balık, karaciğer, kurubaklagiller, yeşil yapraklı sebzeler, diğer sebzeler… Mg(magnezyum)’dan Zengin Yiyecekler:

Yağlı tohumlar(fındık, fıstık, susam…vb.), koyu yeşil yapraklı sebzeler, öğütülmemiş tahıllar(kepekli ekmek)

Ağrıyı gidermede kullanılan bir diğer yöntem düzenli egzersizdir. Kas tonüsünü güçlendirici egzersizler ve nefes egzersizleri dismeonoreyi kontrol eder. Menstrual problemleri önlemek ve kas tonusunu artırmak için yüzme önerilen bir egzersizdir. Bunun yanında kişinin ev ortamında yapacağı hafif egzersizlerde ağrıyı azaltmada yardımcıdır.

Masajda ağrıyı azaltmada etkili bir yöntemdir. Ağrıyan bölgenin altına yoğurma tarzında ritmik masaj uygulanırsa ağrının algılanması azaltılabilir.

Düzenli uyku,gerginliği azaltacağından ağrıyı kontrol etmede kullanılır.

Kişinin kadın olmaya ve adet görmeye ilişkin pozitif tavır takınmasında ağrıyı oluşturabilecek psikolojik etkenleri giderir.

Psikolojik faktörler primer (1.cil) dismenorenin nedenlerinden biri olarak kabul edilir. Bu yüzden cinsiyete ilişkin olumlu duyguların sergilenmesi ağrının azaltılması için önemlidir.

Sekonder dismenore tedavisi nasıldır?
Nedene yol açan hastalıklar gerekli tıbbi ve cerrahi tedavi ile düzeltilir ve tedavi sonunda ağrı azalır veya kaybolur.

Nasıl önlem alınmalıdır?

Dismenore alınacak bazı basit önlemler ile bir miktar engellenebilir. Örneğin adet kanaması öncesinde ve esnasında kahve, çay, kola, çikolata gibi kafein içeren gıdalardan uzak durulması, karın bölgesine masaj yapılması, uzun süre ayakta durmaktan ya da yürüyüş yapmaktan kaçınılması şikayetler üzerinde olumlu etki yaratır. Aşırı yorgun, sinirli kişilerde adet sancısı daha fazla görülür. Bu nedenle kanama esnasında dinlenmek son derece önemlidir. Yine kabızlığı olanlar bu sancıları daha şiddetli yaşarlar. Lifli gıdaların bol tüketilmesi kabızlığı önler. Bol miktarda su içilmesi, sigaradan uzak durulması, fazla miktarda alkol tüketilmemesi gibi basit ve kısa süreli önlemler ile sancılı adet kanamaları biraz daha rahat geçirilebilir.

Bakteriyel vajinit

9 Aralık 2019 Cinsel Blog

0 Yorumlar

Erken Boşalmaya Ne Yol Açar ?

Tanım:
Her kadın zaman zaman adet duzeninde sapmalar, gecikmeler ya da ara kanamalar yaşayabilir. Normal insan hayatında yaşanılan stresler, sıkıntılar, ani kilo değişiklikleri, spor, üzüntüler gibi pekçok faktör adet düzenini etkileyebilir ve adeta bir saat gibi işleyen bu mekanizmada sapmalara neden olabilir. Adet düzenindeki sapmaların hiçbir türlüsü normal değildir ve araştırılması gerekir. Çünkü kadın üreme sistemindeki hemen hemen bütün patolojilerin en sık verdiği belirti adet düzensizlikleridir. Her adet duzensizliği anormal olmasına rağmen herzaman bir patolojiyi, kisti, myomu ya da en korkuncu kanseri işaret etmez. Altta yatan anatomik bir patoloji olmadığı halde normal adet düzeninde meydana gelen anormal kanamalara disfonksiyonel uterin kanama (DUK) adı verilir.Burada önemli olan nokta kanama bozukluğunu açıklayacak organik bir lezyonun bulunmamasıdır. İlk kez 1927 yılında tanımlanan bu tabloya methropathia hemorrhagica ya da başka bir deyişle metropatik uterus adı verilmiştir, günümüzde ise disfonksiyonel uterin kanamalar başlığı altında incelenmektedir.

Klinik
Disfonksiyonel kanamalar adet kanamasının ritminin, miktarının ya da her ikisinin birden bozulması ile belirgindir. Genelde beyin-hipofiz-yumurtalık üçgenindeki hormonal dengenin bozulmasından kaynaklanır. Beyinden salgılanan gonadotropin adı verilen hormonların salgılanma bozuklukları ya da uyumsuzlukları altta yatan ana nedendir. Bu durum yumurtlama bzoukluklarına neden olarak östrojen ve progesteron arasındaki dengenin de bzoulmasına yol açar. Neticede disfonkisyonel uterin kanamalar, endometrial hiperplazi, over kistleri gibi hastalıklar ortaya çıkabilir.

Klinik olarak kanamanın patternine göre isimlendirilirler.Buna göre
Amenore 3 ya da daha fazla adet dönemi icin gereken sürede hiç adet görmemek
Oligomenore 35 günden daha seyrek olan kanamalar
Polimenore 21 günden daha sık olan kanamalar
Hipomenore Adet kanamasının miktarının az olması
Hipermenore Adet kanamasının miktarının fazla olması
Menoraji Adet kanamasının süresinin uzaması
Metroraji Ara kanamaların olması
Menometroraji Düzensiz aralıklarla fazla miktarda kanama olması
Ovülasyon kanaması Siklus ortasında görülen hafif kanama
Spotting Lekelenme

DUK jinekolojik şikayetlerin yaklaşık %10′unu meydana getirir.En sık ergenlik başlangıcında ve menopoza yakın dönemde görülür.
Düzensiz kanamalar yumurtlamanın olduğu (ovülatuar) ve olmadığı (anovülatuar) olarak kabaca 2 ye ayrılır. DUK’ın yaklaşık %90′ı anovülatuardır. Yani herhangi bir nedene bağlı olarak o adet siklusunda yumurtlama olmamıştır.

Ovülatuar Kanamalar
Genelde üreme çağındaki kadınlarda görülür. Göreceli olarak FSH eksikliği nedeni ile yumurta gelişimi gecikir ve çatlama geç oluşur. Bunun sonucunda kişide oligomenore görülür. Eğer yumurta hücresinin FSH’a duyarlılığı artmış ise bu kez yumurta hücresi vaktinden önce gelişir ve çatlar neticede polimenore ortaya çıkar.Adet ortasıda yumurtlama döneminde denk gelen kanama da bu sınıfta değerlendirilir.

Anovülatuar Kanamalar
Gelişen yumurta hücresinin çatlamaması sonucu buradan östrojen hormonu salgılanmaya devam eder. Bu etki ile rahim iç zarı olan endometrium kalınlaşmaya devam eder. Yumurtlama olmadığı için progesteron dolaşıma yeterli kadar salınamaz ve kalınlaşmaya başlayan endometrium bir süre sonra kırılır ve kanama ortaya çıkar. Anovülatuar sikluslar ilk adet kanamasından sonraki ergenliğe geçiş döneminde, polikistik over hastalığında, menopoz öncesi dönemde, emzirme dönemlerinde ve şişman hastalarda sık rastlanılan bir durumdur.

Hormonal etkiler
Endometrium sürekli yenilenen ve her ay değişim gösteren bir dokudur (Bkz.Endometrial hiperplazi). Bu doku östrojen ve progesteron adlı hormonlara karşı çok hassastır. Endometriumu etkileyecek organik bir patoloji olmadan östrojen ve progesteronun düzensiz ve değişik düzeylerdeki etkileri düzensiz kanamalara yani disfonksiyonel uterin kanamaya neden olur. Bu tür kanamalar oluş mekanizmasına göre 5 başlık altında toplanırlar:

1.Östrojen çekilme kanaması: Östrojenle uyarılmış ve kalınlaşmakta olan endometriumda östrojenin aniden ortadan çekilmesi ile meydana gelen endometrium dökülmesi ve görülen kanamadır. Bu kanama türünde progesteronun bir etkisi yoktur. Dışarıdan verilen östrojenin kesilmesi ya da ameliyat ile her iki yumurtalığın alındığı durumlarda görülür. Pratikte pek sık karşılaşılan bir tablo değildir.

2.Östrojen kırılma kanaması: Östrojenle sürekli uyarılmakta olan endometriumda östrojene olan cevap endometriumun her alanında aynı ve eşit değildir. Östrojen uyarısı devam ettikçe fazla gelişmiş ve kalınlaşmış kısımlarda kanlanma ve dolayısı ile beslenme bozuklukları başlar ve bu kısımlar dökülerek kanamaya neden olur. Anovülasyonda ortaya çıkan kanama bzoukluklarının mekanizması budur, dolayısı ile disfonksiyonel uterin kanamaların altında yatan en önemli mekanizma da östrojn kırılma kanamasıdır.
3.Progesteron çekilme kanaması: Östrojenle uyarılmış ve kalınlaşmış endometrium yumurtlamadan sonra progesteronun etkisi altına girer ve artık kalınlaşmaz. Progesteron ortamdan çekildiğinde ise endometrium üzerindeki destek ortadan kalkar ve tüm fonksiyonel endometrium dökülerek kanamaya neden olur. Normal adet kanamaları ve doğum kontrol hapı kullanırken ilaç bittikten sonra görülen kanama bu türdedir.
4.Progesteron kırılma kanaması: Progesteron düzeyi endometrium kalınlığını korumaya yetmez ve kanamaya yol açar.
5.Atrofi kanaması: Östrojen ve progesteronun ortamda yeterli miktarlarda bulunmamasına bağlı olan kanamalardır. Menopoz sonrası dönemde görülürler.

Tanı
Anormal vajinal kanama olan hastalarda altta yatan organik bir lezyonun bulunamaması ile tanı konur.Ayırıcı tanıda myomlar, endometrium iltihabı, spiral, dışarıdan verilen ilaç ve hormonlar, gebelik, düşükler, dış gebelik, habis tümörler, kan hastalıkları, karaciğer hastalıkları düşünülmelidir.

Tedavi
Tedavide amaç kanamanın durdurulması ve yeniden tekrar etmesinin engellenmesidir.Bu amaçla değişik hormon kombinasyonları kullanılır. 35 yaş üzeri kanamalar durdurulamıyorsa cerrahi müdahale gerekebilir. Bazen genç hastalarda da akut kanamayı durdurmak için kürtaj gerekli olabilir.

Bakteriyel vajinit

9 Aralık 2019 Cinsel Blog

0 Yorumlar

Erken Boşalmaya Ne Yol Açar ?

Amniyosentez nedir?
Bebeğiniz tüm hamileliğiniz süresince amniyon kesesi adı verilen bir kese içinde gelişimini sürdürür. Bu kesenin içi amniyon sıvısı adı verilen bir sıvı ile doludur. Amniyon sıvısı statik bir sıvı olmayıp sürekli emilim ve yapım halinde bulunur. Sıvının ana kaynağı bebeğin akciğerleri ve boşaltım sistemidir. Bu sıvı aynı zamanda bebekten dökülen hücreleri de içerir. Bu hücreler bebeğinizin tüm hücreleri ile aynı genetik yapıya sahip olduklarından incelenmeleri bebeğinizin genetik durumu hakkında bilgi verir.

Amniyosentez bebeğinizin içinde yüzdüğü amniyon sıvısından ince bir iğne yardımıyla örnek alınması demektir. En sık uygulanan anne karnında tanı yöntemlerinden birisidir. İlk kez 1882 yılında fazla olan amniyon sıvısının miktarını azaltmak için uygulanmıştır. Daha sonraları ise kan uyuşmazlığı olan çiftlerde bebeğin etkilenme derecesini saptamak için ya da erken doğum tehditi olgularında bebeğin akciğer olgunlaşmasının yeterli olup olmadığını değerlendirmek amacıyla kullanım alanı bulmuştur. Günümüzde ise başta bebekteki bazı doğum defektlerini ve genetik bozuklukları saptamak olmak üzere pek çok nedenle gebeliğin ikinci trimester’ında uygulanan bir testtir. Tıp alanında ve gebelik takibinde pek çok modern gelişme lmasına rağmen amniyosentez hala daha en yeterli bilgiyi sağlayan altın değerinde bir testtir.

Amniyosentezin en sık uygulanan prenatal test olduğunu belirtmiştik. Koriyonik villus örneklemesi (CVS) gibi diğer bazı testler ise doğumsal anomalilerin pek çoğunu saptamakla birlikte amniyosentez kadar etkili değillerdir. CVS gebeliğin daha erken döneminde yapılmakla birlikte amniyosenteze göre daha yüksek oranda düşük ve başka komplikasyon riskleri taşır. Bazı araştırmalar CVS sonrası çok düşük oranda el ve ayak parmaklarında doğum anomalilerine rastlanabildiğini ileri sürmektedirler.

Bebeklerin bir kısmı çeşitli anomaliler ile doğarlar. Bunlardan bazıları yaşam ile bağdaşmazken bazıları hayati olmamakla birlikte bireyin ve çevresinin hayat kalitesini olumsuz yönde etkileyebilir. Bu gruba en güzel örnek down sedromudur.

Amniyosentez ve diğer tüm prenatal testlerin (anne karnında teşhise yönelik testler) amacı özellikle tedavi olanağı olmayan genetik hastalıklar başta olmak üzere bu hastalıkları ve anomalileri mümkün olduğunca erken dönemde saptamak, anne baba adaylarına hastalık ve bebeğin dünyaya geldikten sonraki olası durumu hakkında bilgi vermek ve yine onların kararı ve onayıyla mümkün olduğunca erken dönemde gebeliğin sonlandırılmasını sağlamaktır. Bazı anne baba adayları Down sendromu gibi yaşam ile bağdaşan anomalilerin varlığında hamileliği devam ettirme yönünde karar verebilirler. Bu tamemen çiftlerin seçimi olup yasal ya da vicdani hiçbir zorlama mevcut değildir. Benzer şekilde amniyosentez yapılıp yapılmaması kararı da yine yalnizc çifte aittir. Doktorunuz sizi amniyosenteze zorlamaz, sadece önerir.

Amniyosentez kimlere önerilir?

Amniyosentez hem invazif bir girişim olduğu için hem de az da olsa düşük riski taşıdığı için rutin olarak her hamile kadına önerilmez. Kromozomal ya da genetik doğum defekti ya da bazı malformasyonlar açısından yüksek risk altında olduğu saptanan kadınlrda önerilen bir testtir. Genel olarak amniyosentez önerilmesi gereken durumlar şunlarıdır:

İleri anne yaşı: Down sendromu başta olmak üzere bazı genetik hastalıkların görülme riski kadının yaşı ile paralel olarak artış göstermektedir. Eğer anne adayının yaşı beklenen doğum tarihinde 35 ya da daha fazla olacak ise amniyosentez yapılması önerilir. İleri anne yaşı en sık amnyosentez önerilen durumdur.
Pozitif öykü: Daha önceki bir hamilelik genetik bir sorun nedeni ile sonlandırıldıysa ya da nöral tüp defekti, spina bifida gibi doğum defektli bir bebek öyküsü varsa sonraki hamileliklerde amniyosentez önerilir.
Bilinen genetik hastalık varlığı: Anne ya da baba adayında, ya da yakın akrabalarında bilinen genetik bir hastalık varsa amniyosentez önerilir. Bazı metabolik hastalıklar kalıtsal geçiş gösterir. Anne ya da babada hastalık olmamasına karşın bunlar taşıyıcı olabilirler ve sorunu bebeklerine aktarabililirler. Her iki ebeveyneden de hastalıklı gen geldiğinde bebekte hastalık ortaya çıkar. Bu gibi duruların araştırılmasında amniyosentez yararlı olabilir. Akdeniz anemisi gibi hastalıklar ise bazı bölgelerde çok sık görülür. Bu gibi durumların varlığında da amniyosentez bebeğin hastalık taşıyıp taşımadığını anlamak için yararlı olabilir. Bir diğer konu da akraba evlilikleridir. Akraba evliliklerinde çiftin her ikisinin de taşıyıcı olma olasılıkları normal topluma göre daha yüksek olduğundan bbekte hastalık görülme riski yüksektir ve bu nedenle amniyosentez önerilebilir. Bu grup hastalarda amniyosentez şart değildir. Şart olan hamilelik öncesi ya da erken dönemde genetik danışmanlıktır. Genetik uzmanı sizden ve eşinizden detaylı bir öykü alarak risk oranınızı belirler ve amniyosenteze gerek olup olmadığına karar verir.
Pozitif tarama testi: Günümüzde genetik hastalıklar ve anomaliler açısından yüksek risk taşıyan hamilelikleri saptamak amacıyla bazı testler her hamile kadında rutin olarak uygulanmaktadır. Bu testlerden en sık kullanılan üçlü tarama testidir. Tarama testleri adından da anlaşılabileceği gibi anomali varlığını belirtmez sadece yüksek risk altındaki kişileri işaret eder. Bu testlerin pozitifi çıkması durumunda kesin tanıya ulaşmak amacıyla amniyosentez önerilir.
Ultrasonografide anomali saptanması: Hamilelik takibi sırasında yapılan rutin ultrason incelemelerinde anomali saptanması varlığında, anomali ile birlikte görülebilecek genetik bozukluk riskine göre amniyosentez önerilebilir.
Akciğer gelişiminin değerlendirilmesi: Erken doğum riski olan, ya da hamileliğin devamının anne ya da bebek açısından risk oluşturduğu durumlarda amnyon sıvısından örnek alınarak lesitin/sfingomeyelin gibi bazı maddelere bakılarak akciğer olgunlaşmasının tamamlanıp tamamlanmadığında karar verilebilir. Yenidoğan yoğun bakım şartları günümüzde çok iyi düzeye gelmiştir. Ülkemizde de iyi merkezlerde 24-25 haftalık bebekler yaşatılabilmektedir. Bu nedenle akciğer gelişimi değerlendirmek amacıyla amniyosentez uygulaması artık eskisi kadar popüler değildir.
Polihdramniyos: Amniyon sıvısının normalden fazla olması durumunda anne adayını rahatlatmak amacıyla amniyosentez yapılarak bir miktar sıvı alınabilir.
Amniyosentez ne zaman yapılır?
Bebeğin amniyon sıvısından örnek almak için en uygun zaman son adet tarihinden itibaren hamileliğin 16-18. haftaları arsıdır. Sonuçlar genelde 1-2 hafta içinde bazan daha geç çıktığından bu haftalarda yapılması idealdir. Son zamanlarda erken amniyosentez (15. haftdan önce) uygulansa da hem laboratuvar şartları hem de işlemden kaynaklanan risklerin yüksekliği nedeniyle pek tercih edilmemektedir. Bu uygulama henüz deneysel aşamadadır.

Amniyosentez nasıl yapılır?
Amniyosentez işlemi esnasında çok ince bir iğne ile bebeğin içinde yüzdüğü amniyon kesesine girilir ve sıvı çekilir. İşlemden önce detaylı bir ultrason incelemesi yapılarak bebeğin durumu ve pozisyonu değerlendirilir. Daha sonra amniyosentez için uygun bir alana karar verilerek hazırlıklara başlanır. İşlem sırasında iğnenin bebeğin plasentasından geçmeyeceği bebekten uzakta bir bir alan bulmak önemlidir.

İşlemden önce hamile kadın ultrason masasında sırtüstü uzanır. İğnenin girileceği alan antiseptik solüsyonlar ile temizlendikten sonra karın steril örtü ile örtülür. Bir doktor ultrason ile işlemi gerçekleştirecek olan doktora rehberlik eder. İşlem tek kişi ile yapılacak ise özel tasarlanmış ultrson guide’ları kullanılmalıdır. İşlemi yapacak olan kişi ultrason görüntüsü altında iğneyi karın üzerinden yerleştirir ve önce karın katlarını daha sonra rahim kasını geçerek amniyon kesesine girer. İğnenin ucunu ultrasonda gördükten sonra arkasına bir enjektör takarak yaklaşık 20 mililitre sıvı alır.Bu aşamada bebeğin tüm amniyon sıvısının miktarı yaklaşık 200-300 mililitredir. Alınan sıvının kanlı olmaması gerekir. Yeterli miktarda sıvı alındıktan sonra iğne tek bir hamlede çıkarılır ve işlem tamamlanmış olur. Alınan sıvıyı bebek 1-2 saat içinde yeniden üretir

Daha sonra ultrasonografi ile bebek ve kalp atımları yeniden değerlendirilir. Hasta 10-15 dakika dinlendirildikten sonra evine gönderilebilir. Alınan sıvı oda sıcaklığında muhafaza edilerek laboratuvara gönderilir. Tüm işlem 1-2 dakika kadar sürer.

Alınan sıvıda ne gibi işlemler yapılır?
Amniyon sıvısı bebeğe ait canlı hücreler içerir. Bu hücrelerin kaynağı bebeğin solunum , sindirim, boşaltım sistemi ve cildinden dökülen hücrelerdir. Alınan sıvı laboratuvarda ayrıştırıldıktan sonra hücreler kültür ortamınada çoğaltılır ve elde edilen hücrelerde genetik inceleme yapılır. Eğer amniyosentez bebeğin akciğer gelişimini değerlendirmek amacıyla yapılıyor ise laboratuvara gönderilmez. Değerlendirme aynı anda yapılabilr.

Sonuçlar ne zaman alınır?
Amniyosentez sonuçları iki aşamalı olarak değerlendirilebilir. İlk planda florasan teknik ile (FISH) hücrelerin genetik yapısı incelenir. FISH 2-3 gün içinde sonuçlanır fakat her zaman kesin sonuç vermeyebilir. Kesin sonuç için hücre kültürlerinin beklenmesi gerekir. Bu genelde 1-3 haftarasında zaman alır. FISH yöntemi her yerde uygulanmayan sadece belirli laboratuvarlarda uygulanan güncel bir yöntemdir.

Amniyosentez güvenli midir?
Her yıl dünyada milyonlarca kadında amniyosentez yapılmaktadır ve bu anne adaylarıın hepsinin zinhini kurcalayan temel soru budur. Ultrasonun yaygın olmadığı dönemlerde işlem körlemesine yapıldığından riskler daha yüksekti. 1976 yılında geniş kapsamlı bir araştıma sonucu Amerikan Ulusal Sağlık Enstitüleri gebeliğin ikinci trimesterında yapılan amniyosentezin güvenli olduğu yönünde görüş bildirmiştir. Ancak tüm invazif girişimlerde olduğu gibi amniyosentezde de bazı riskler vardır. Bu riskler şunlardır:

Düşük: Amniyosentez önerilen çiftleri en fazla endişelendiren konu olmakla birlikte amniyosenteze bağlı düşük riski son derece azdır. Amerikan Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezinin verilerine göre amniyosenteze bağlı düşük riski 200-400 işlemde 1′dir. İşlemi yapan kişinin tecrübesi ile düşük riski arasında ilişki olduğu düşünülmektedir. Düşük riski erken amniyosentezde daha fazladır. 1998 yılında Kanada’da yapılan bir araştırmada erken amniyosentez sonrası düşük riski %2.6 olarak bulunmuştur. Bu oran ikinci trimestarda yapılan amniyosentezlerde %0.8′dir. Günümüzde kabul edilen görüş amniyosentezin düşük riskini sadece %1 oranında arttırdığıdır (%1 düşük riski taşır demek değildir).
Enfeksiyon: Amniyosentez sonrası enfeksiyon görülme riski 1000′de birden daha azdır. Steril şartların sağlandığı durumlarda son derece nadir olarak görülür.
Su gelmesi: Yaklaşık %1 olguda vajinadan az miktarda sıvı gelebilir. Sıvı kaçağının yeri iğnenin giriş deliğidir. Amniyon zarı 1-2 gün içinde kendini onarır ve sıvı kaçağı kaybolur.
Su kesesinin açılması: Çok nadir karşılaşılır. Bu durumda gebeliğin sonlandırılası gerekir.
Plasenta veya kordonun zedelenmesi : Nadir görülen bir komplikasyondur.
Erken doğum eylemi: Nadir görülen bir komplikasyondur.
İşlemin başarısız olması: Uygun bir giriş alanı bulunamadığında ya da amniyon zarı rahim duvarından ayrılıp içeri doğru bombeleştiğinde iğnenin kese içine girmesi mümkün olmyabilir. Bu gibi bir durumda işlem birkaç gün sonra tekrarlanır.
Bebeğin zarar görmesi : İşlem ultrason altında yapıldığından son derece nadir olarak karşılaşılır. En sık olabilecek olan problem iğne batmasıdır. Bu durum bebekte kalıcı bir zarar yaratmaz.
İşlemin tekrarlanması: Alınan sıvı miktar olarak yetersiz ise ya da çok kanlı ise birkaç hafta sonra işlemin tekrarlanması gerekebilir. Bazı durumlarda tek bir girişte kese içine ulaşılamaz. Birden fazla giriş yapıldığında tüm riskler artar.

İşlem için herhangi bir ön hazırlık gerekir mi?
Hayır. Amniyosentez öncesinde herhangi bir hazırlık yapmanız gerekmez. Bazı durumlarda mesanenizin dolu olması işlemi kolaylaştırabileceğinden doktorunuz su içmenizi önerebilir.

İşlem sırasında acı olur mu?
Hayır. Amniyosentez genelde ağrısız bir işlemdir ancak iğne rahim kasına girerken ve çıkarken adet sancısı tarzında kramplar olabilir. Bundan daha fazla bir rahatsızlık sık karşılaşılan bir durum değildir.Bu nedenle lokal aneztezi uygulanmaz.

İşlem sonrası nelere dikkat etmek gerekir?
Amniyosentez sonrası yatak istirahati ya da aktivite kısıtlaması gerekli değildir. 24 saat süre ile ağır fiziksel aktiviteden kaçınılması, 15 dakikadan daha uzun ayakta durulmaması önerilir.

Eğer kan grubunuz Rh (-), eşiniz de Rh(+) ise işlem sonrasında koruyucu iğne yapılması gerekir.

Çoğul gebeliklerde amniyosentez yapılabilir mi?
Evet. Çoğul gebelikler amniyosentez için kontraendikasyon oluşturmazlar. Eğer mümkün ise tek bir iğne girişi ile tüm bebeklerden ayrı ayrı sıvı almak idealdir. Bir bebeğin kesesine girilip sıvı alındıktan sonra kese içine indigokarmen adı verilen renkli bir sıvı verilir. Bu sıvının bebeğe herhangi bir zararı yoktur. Amaç sıvı alınan bebeği belirlemektir. Daha sonra ultrason eşliğinde diğer bebeğin kesesine girildiğinde eğer renkli sıvı gelir ise yanlış kesede olunduğu belli olur ve bu sayede aynı bebekten iki defa sıvı alınmasının önüne geçilebilir. Tek bir kese içinde bulunan monoamniyotik ikizlerde ise böyle bir şans yoktur.

Normal olarak bulunan bir sonuç bebeğin sağlıklı olacağını garanti eder mi?
Yüksek risk saptanan anne adaylarının %95′inde prenatal testlerin sonucu normal olarak bulunur. Ancak hiçbir perinatal test sağlklı bir bebek için %100 garanti veremez çünkü bazı anomaliler doğumdan önce hiçbir şekilde saptanamaz. Bebeklerin %3-4′ü anomalili olarak doğarlar.

Amniyosentezin kromozomal anomalileri saptamadaki başarısı %99.4 ile %100 arasında değişir.

Amniyosentez ile saptanan anomaliler tedavi edilebilir mi?
Günümüzde pekçok defekt doğum öncesi saptanabilmekte ancak çok azı tedavi edilebilmektedir. Down sendromu gibi genetik hastalıkların tedavisi ne yazık ki mümkün değildir.

Amniyosentez sonrası doktorunuzu aramanız gereken acil durumlar:
Eğer

Kasılmalarınız ya da şiddetli kramplarınız olursa
Vajinal kanamanız olursa
Vajinal sıvı kaçağı fazla miktarda olur ya da 1-2 günden uzun sürerse
Ateşiniz 37.5 derecenin üzerine çıkarsa
Kötü kokulu bir akıntınız olursa
zaman kaybetmeden doktorunuzu aramalısınız

Bebeğin suyunun azalması (oligohidroamnios)

9 Aralık 2019 Cinsel Blog

0 Yorumlar

Erken Boşalmaya Ne Yol Açar ?

Adet kanaması yaklaşırken kadınların %75′inde değişen hormon düzeylerine bağlı olarak bazı şikayetler ortaya çıkar.Bu kadınların yarısında yakınmalar hafiftir ve kişinin günlük yaşantısını etkilemez. Diğer yarısında ise depresyon da dahil olmak üzere çok daha ciddi şikayetler ortaya çıkar. (Premenstrüel Sendrom, PMS)

Adet kanaması yaklaşırken kadınların %75′inde değişen hormon düzeylerine bağlı olarak bazı şikayetler ortaya çıkar.Bu kadınların yarısında yakınmalar hafiftir ve kişinin günlük yaşantısını etkilemez. Diğer yarısında ise depresyon da dahil olmak üzere çok daha ciddi şikayetler ortaya çıkar. Premenstrüel şikayetler fizyolojik ya da psikolojik olabilir ve kültürel farklılıklardan etkilenebilir. PMS hem fizyolojik hem de psikolojik olayların bileşkesidir. Çalışmalar değişik kültürlerden gelen kadınlarda farklı şikayetlerin ortaya çıktığını göstermektedir. Uzakdoğulu kadınlarda en sık rastlanılan şikayet ağrı iken gelişmiş batı toplumlarında depresyon en sık karşılaşılan bulgudur. Kişinin sosyal yaşamını olumsuz etkileyen ve her ay görülen yakınmalar kadının kendine olan güvenini yitirmesine dahi neden olabilir.

Fiziksel belirtiler
PMS bulguları veren kadınların hemen hemen hepsinde memelerde hassasiyet ve hafif geçici kilo artışı saptanır.Diğer belirtiler ise sindirim sitemi bozuklukları, başağrısı, döküntüler, kas ve eklem ağrıları, halsizlik, diş eti kanamaları, çarpıntı, denge bozuklukları, sıcak basmaları, ses ve kokulara aşırı hassasiyet, ajitasyon, uykusuzluk olarak sayılabilir. Adet kanamasının ağrılı ya da fazla olması yani dismenore PMS olarak değerlendirilmez.

Duygusal belirtiler
Duygusal hipersensitivite PMS de çok sık görülür. depresyondan endişeye ve aşırı sinirliliğe kadar pekçok değişik duygu durumu olabilir. Bazı kadınlarda hafif hafıza kaybı görülebilir. Konsantrasyon bozukluğu PMS’de nadir olmayan bir durumdur. Bazı kadınlarda görülen depresyon hali, huzursuzluk ve gerginlik tablosuna premenstrüel disforik bozukluk (PMDD) adı verilir.

Nedenleri
PMS nedenlrini bulmaya yönelik çalışmalar bu tablonun altında yatan faktörleri tam olarak ortaya koyamamıştır.Ancak bazı teoriler mevcuttur. Ovülasyonu baskılayan bazı hormonların verilmesi halinde PMS belirtilerinde gerileme olmaktadır. Buna göre üreme hormonları PMS’ye neden olabilir, ancak bu rolün ne olduğu açıklanamamıştır. PMS’nin bu hormonlar ile sinirlerde iletimi sağlayan bazı maddelerin ortak hareket etmesi sonucu ortaya çıktığı yönünde güçlü bulgular vardır. En çok suçlanan maddeler GABA ve serotonin adı verilenlerdir. Bazı araştırmacılar ise kalsiyumve magnezyum dengesindeki bozukluğun PMS tablosuna yol açtığına inanmaktadırlar. Bu iki mineralin vücuttaki dağılımı sinir hücreleri arasındaki iletişimi etkileyerek tabloya neden olabilir. Bu araştırmacılar PMS’li kadınlarda magneyum eksikliği ya da kalsiyum fazlalığının şikayetleri yarattığını öne sürmektedirler. PMS etiyolojisinde öne sürülen bir diğer neden de stress hormonlarıdır.Bu hormonların fazlalığı şiakyetlerin daha yoğun yaşanmasına neden olabilir. PMS etiyolojisinde vücutta salgılanan hemen hemen tüm hormon ve maddeler suçlanmaktadır. Ancak kanıtlanmış bir neden bulunamamıştır.

Kimlerde görülür
PMS tüm dünyada bütün kültürlerde rastlanılan bir durumdur.Yapılan bir çalışmada kadınların %88′inde değişik düzeylerde PMS bulgularına rastlanmıştır. Yaş arttıkça şikayetlerin şiddeti azalmakta ancak çocuk sayısı ile birlikte şiddet artmaktadır.Annesinde PMS olan kadınlarda da şikayetlere daha sık rastlanmaktadır. PMS bazı hastalıkların da şiddetini arttırabilir. Örneğin migreni olankadınlarda atakların büyük bir kısmı adet öncesi döneme rastlamaktadır. Yine şeker hastalarında kan şekeri düzeyleri ve insülin ihtiyacı adet öncesi dönemde değişiklikler gösterir. Astım atakları daha sık görülür ve pekçokkronik hastalık alevlenmeler gösterir. Bu dönemde kişinin çevresi ile olan uyumu bozulur işte veya evde ilişkide bulunduğu kişiler ve çocukları ile arası bozulabilir. Ergenlik dönemindeki genç kızlarda intihara olan eğilim artabilir. Yeme bozukluklarına rastlanabilir.

Tanı
PMS tanısı pozitif bulgulara dayanmaz. Tanı için en güvenilir yol 2-3 ay süre ile şikayetleri kaydetmek ve şiddetlerini skorlamaktır. Şikayetler fiziksel ve ruhsalolarak ayrılmalı ve ne zaman başlayıp ne zaman bittiği düzenli şekil de kaydedilmelidir.

Tedavi
PMS nedeni tam olarak bilinmediği için tedavisi de kesin değildir. Bu konuda çok değişik tedavi yaklaşımları mevcuttur.
Diyet: Azar azar ve sık sık yemek yemenin şikayetleri azalttığı yönünde raporlar vardır.Adet öncesi dönemde taze meyve ve sebze tüketilmesi, kırmızı et ve donmuş yağlardan uzak durulması, içinde katkımaddesiiçeren besinlerin tüketilmemesi bazen yararlı olabilmektedir. Aynı şekilde kafein ve alkol tüketiminin azaltılması da faydalı olabilmektedir.

Egzersiz: yapılan bir çalışmada egzersiz yapmayan kadınlarda PMS’ye daha sık rastlandığı bulunmuştur. Hergün yapılan 30 dakikalık bir yürüyüş yararlı olabilir.
Kalsiyum ve Magnezyum: Günlük 1200 mg kalsiyum alımının 3 ay sonunda şikayetleri yarı yarıya azalttığını bildiren bir çalışma vardır. Bazı kadınlarda ise magnezyum desteğinden fayda sağlanmışıtr.Ancak bu konuda kesin bulgular henüz yoktur.

Vitaminler: A, E ve B6 vitaminlerinin PMS’ye neden olduğu ileri sürülmüş olsa da kesin olarak kanıtlanmış bir bulgu yoktur.
Diğer tedavi seçenekleri arasında seratonin metabolizması ile ilgili ilaçlar, hormon ilaçları, antidepresan ve anksiyete gibi psikiyatrik ilaçlar, idrar söktürücüler, erkeklik hormonları sayılabilir ancak bunlardan hiçbirinin kesinleşmiş faydası yoktur.
Diğer nadir tedavi yaklaşımları arasında ise psikoterapi ve akupunktur bulunur.

Bebeğin suyunun azalması (oligohidroamnios)

8 Aralık 2019 Cinsel Blog

0 Yorumlar

Erken Boşalmaya Ne Yol Açar ?

Doğum ağrılı bir olaydır, ama sancılarında bir amacı olduğunu unutmayın. Her kasılma sizi bebeğinizin doğumuna biraz daha yakınlaştırır. Ağrı giderme yöntemlerini kullanmak konusunda ne kadar kararlı olursanız olun olaya geniş bir açıdan bakmanızda fayda vardır. Bu yöntemlerin gerekliliği yaşayacağınız doğurma sürecine ve sizin ağrıya dayanma gücünüze bağlıdır. Eğer katlanabileceğinizden fazla acı ile karşı karşıyaysanız ağrı giderme yöntemlerine başvurulmasını istemekten çekinmeyin.

Epidural Anestezi
Epidural anestezi vücudun alt bölümlerine giden sinirleri geçici bir süre uyuşturur. Özellikle doğumdaki sırt ve bel ağrılarının giderilmesinde faydalıdır. Her hastanede uygulanan bir yöntem değildir. Epidural blok şiddetli doğum ağrılarının giderilmesinin yanı sıra hem normal yolla hemde sezaryen doğumlar için giderek daha popüler hale gelmektedir. Bunun temel nedeni daha güvenli ve kolay uygulanabilir olmasıdır. Epiduralin zamanlaması etkisi doğumun ikinci evresinde geçecek şekilde yapılmalıdır, yoksa bebeğin doğumu gecikebilir. Epidurali uygulamak yaklaşık 20 dakika alır. Dizlerinizi karnınıza çekerek yan yatmanız istenir. Anestezik madde ince bir tüp ile belinize enjekte edilir. Bu tüp yerinde bırakılarak gerektiğinde ağrı kesicinin yeniden verilmesi sağlanır. İlacın etkisi yaklaşık 2 saat sürer. Epidural uygulandığında sürekli kontrol altında kalacaksınız ve belinizdeki kateter varlığından dolayı hareketleriniz kısıtlanacaktır.Epidural gereği gibi etki gösterirse doğumda hiç ağrı duyulmaz. Bazı hamilelerde bayılma hissi ve baş dönmesi yapabilir. Ayrıca bebeğin kalp atışlarını etkiliye bileceğinden bebek kalp atışları sürekli monitörden izlenir.

Pudental Anestezi
Bu yöntem ikinci aşamadaki ağrıları gidermek için kullanılır ve genellikle normal yolla doğumda tercih edilir. Perine ve vajina çevresindeki bölgeye sokulan bir iğne yoluyla uygulanır, o bölgedeki ağrıları azaltır ancak rahimdeki ağrılara pek etki etmez. En çok forseps kullanıldığında yararlıdır ve etkisi epizotomi yapılana dek sürebilir.

Gaz ve hava

Oksijen ve azot oksit karışımı kendinizi iyi hissetmenizi sağlayarak ağrıları durdurur. Doğumun birinci evresinin sonlarına doğru etkilidir. El maskesi ile uygulanan gazı solumanız istenir. Etkisi bir iki dakika içerisinde görüldüğünden sancının başlayacağını hissettiğinizde gazdan bir kaç derin soluk almanız yeterli olur. Gaz ağrıyı ancak kısmen giderdiği için bazen yeterli olmayabilir. Gazı solurken başınız dönebilir,bulantı gelebilir. Bu gazın bebeğe zararlı bir etkisi yoktur ancak yinede günümüzde kullanımı nadirdir.

Diğer ağrı kesiciler
Güçlü bir ağrı kesici olan meperidin hidroklorid kadın doğumda en çok kullanılan ağrı kesicidir. En etkili uygulama şekli damar içine veya kas içine enjekte edilmesidir. İki ile dört saatte bir tekrarlanabilir. Genellikle kasılmaları etkilemez. Doğumdan yaklaşık 2-3 saat önce verilir. Annenin ilaca yanıtı ve ağrının azalma derecesi çok değişkendir. Bazı kadınlar ilacın kendilerini gevşettiğini ve kasılmalara daha iyi dayandıklarını ileri sürerler, bazıları ise uyuşukluk duygusundan hiç hoşlanmazlar ve kasılmalarla başa çıkmakta zorlandıklarını söylerler. Kadının duyarlılığına göre değişen yan etkiler arasında bulantı, kusma, solunumun zayıflaması ve kan basıncında düşme sayılabilir. Meperidin ayrıca doğum sonrası epizyotomi ve sezaryen acısını dindirmek içinde verilebilir. Eğer doğuma çok yakın verilmişse bebek uykulu olabilir ve emmekte zorlanabilir ama bu etkileri kısa sürelidir.

Genel anestezi
Bir zamanlar ağrısız doğum için en gözde yöntemlerden biri olan genel anestezi, artık yalnızca ameliyatlı doğumlarda (sezaryen) kullanılır. Hızlı etkisinden dolayı daha çok bölgesel anestezi yapılmasına zaman bulunamadığı acil sezaryen durumlarında uygulanmaktadır. Bazı ön ilaçların enjekte edilmesinden sonra genel anestezik madde hastaya solunum yolu ile verilir. Bunu bir uzman anestezist yapar. Anne doğumun bütün aşamalarında bilinçsiz olacaktır. Kendine geldiğinde de bir süre sersem, çevresini ve zamanı tanımaz ve huzursuz olabilir. Boğazına koyulmuş bir tüpten dolayı öksürebilir, boğazı sızlayabilir, bulantı ve kusması olabilir. Geçici bir kan basıncı düşmeside başka bir olası yan etkidir. Genel anestezinin büyük sorunu anneyle birlikte bebeğin de sakinleşmiş olmasıdır. Bununla birlikte tam doğum anında anestezik madde kesilerek bebeğin uyuşukluğu en aza indirilebilir. Bu yolla bebek henüz kendine fazla miktarda ilaç ulaşmadan doğabilir. Anne yan yatırılarak (genelde sola) ve oksijen verilerek, bebeğe giden oksijen arttırılmaya çalışılır.

Genel aestezinin başka bir yan etkisi de annenin kusması ve kusmuklarının, öksürük refleksleri baskılanmış olduğundan,ciğerlerine kaçarak zatüreye yol açma olasılığıdır.Doğum öncesinde sizden hiçbir şey yiyip içmemenizin istenmesinin nedeni de budur

Kadınların sorunu romatizma

8 Aralık 2019 Cinsel Blog

0 Yorumlar

Erken Boşalmaya Ne Yol Açar ?

İlk defa 1955 yılında tanımlanan ve Haemophilus vaginalis adı verilen bir bakterinin yol açtığı vajinal enfeksiyondur.

Etkene Gardnerella vajinalis adı da verilir. Cinsel ilişki ile bulaşabilir ancak bu konuda bilimsel bir görüş birliği yoktur.

Halk arasında en çok görülen vajinal enfeksiyonun mantar enfeksiyonu olduğu sanılmasına rağmen gerçekte en sık bakteriyel vajinozis yani Gardnarella enfeksiyonu görülür. Kadınların %10-68′inde gardnarelle vajiniti görülür.Genelde üreme çağındaki kadınlarda rastlanır.

Gardnarella vajinlis etkeni
Belirtileri
Vajina, ürethra (mesane ile idrar çıkış noktası arasındaki boru), mesane ve genital bölgedeki deriyi tutar.

Normalde kadın vajinasında belirli miktarda gardnarella vajinalis mikroorganizması bulunur. Vajina içerisinde pekçok mikroorganizma barınır ancak bunlar belirli bir denge içinde bulunduğundan enfeksiyona neden olmazlar. Bu dengeyi sağlayan en önemli unsurlardan birisi laktobasil adı verilen mikroorganizmalardır. Laktobasiller vajianın asit baz dengesini sağlayarak diğer organizmaların enfeksiyon yapacak kadar çoğalmalarını engellerler. Bu denege bozulduğunda enfeksiyon ortaya çıkar.

Gardneralla vajinalis enfeksiyonu çoğu zaman herhangi bir belirti vermez. En sık karşılaşılan yakınma kötü kokulu bir akıntıdır. Tipik olarak gri renkli ve kötü kokulu akıntı mevcuttur. Vajinanın pH’ı bazik yöne kayınca ortaya bazı aminler çıkmakta ve enfeksiyonda tipik olan balık kokusu duyulmaktadır. Bu balık kokusu bakteriyel vajinit için tipiktir. En sık adet kanaması sonrası ya da cinsel ilişkiyi takiben duyulur.

Tanı
Tanı muyanede akıntının görülmesi ile ya da alınan akıntı örneğinin mikroskop altında incelenmesi ile konur. Bazen herhangi bir bulgu olmayan olgularda vajinal kültr ya da smear testi sonucu fark edilir.

Tedavi
Tedavi edilmediği taktirde pelvik enfeksiyonlara neden olabilir. Tedavide lokal ve sistemik antibiyotikler kullanılır. Olguların %79′unda erkek ürethrasında da bu mikroorganizmaya rastanır. Bu nedenle inatçı olgularda eş tedavisi de önerilmektedir

Kadınların sorunu romatizma

8 Aralık 2019 Cinsel Blog

0 Yorumlar

Erken Boşalmaya Ne Yol Açar ?

Anne karnındaki bebek (fetus), amniyon sıvısı adı verilen bir sıvı içinde bulunur. Bu sıvı, rahim içindeki bebeği dışarıdan gelecek travmalara karşı koruduğu gibi, bebeğin büyümesi ve gelişmesine de olanak sağlar.

Oligohidramniyos amniyon (rahim içi) sıvısı miktarının 500 ml.’den az olması durumudur.

Oligohidramniyos nedenleri şunlardır:

Bebekte böbrek yokluğu (birinin veya her ikisinin)
İdrar yollarında tıkanıklık oluşturan durumlar
Fetüse ait bazı anomaliler
Zarların erken yırtılması
Gün aşımı
Plasentada fonksiyon bozuklukları
İntrauterin gelişme geriliği

Oligohidramniyos saptandığında, gebeliğin son ayında ise veya gün aşımı varsa bebek doğurtulur. Daha erken dönemde görülürse ve bebekte bir anomali saptanmamışsa, amniyoinfüzyon yöntemiyle amniyon boşluğuna sıvı verilmesi uygulanabilir. Amniyoinfüzyon yöntemi her zaman başarılı olamamakta ve erken doğum engellenemeyebilmektedir.

Bir kız çocuğunu “kız” yapan özellikler nelerdir?

8 Aralık 2019 Cinsel Blog

0 Yorumlar

Bir kız çocuğunu “kız” yapan özellikler nelerdir?

100 den fazla çeşidi olması yüzünden belki de, çok da iyi tanınmayan bir hastalık romatizma. Hatta bazen, omurga romatizması bel fıtığı, diz romatizması da menüsküs muamelesi görüyor­muş. Siz neyiniz olduğundan emin misiniz?

Romatizma hastalığının çoğu zaman ciddiye alınmadığını ve bilimsel olmayan yöntemlerle te­davi edilmeye çalışıldığını, bazen de teşhis ve te­davisinin yanlış yapılabildiğini kaydetti.
Romatizma hastalığının 100′den fazla çeşidi bulunduğuna işaret eden uzmanlar “iltihaplı ek­lem romatizması” olduğunu da belirtti.

Türkiye’de iltihaplı eklem romatizmasına ya­kalanan hasta sayısının 100 bin kişi olduğunu vurgulayan uzmanlar “Bu hastalığın kişiye yıllık maliyeti 10 milyar lirayı bulmaktadır. Maliyeti, kalp hastalığından fazladır. Bu hastalık sahipleri, şeker hastalığı gibi sürekli tedaviye ihtiyaç duy­maktadır. Ancak Türkiye’de romatizma, kanser ve sedef gibi hastalıklarda kullanılan “methot-reksat” adlı ilaç bulunamıyor. Bu ilacı kullanan­ların yıllık masrafları 50 ile 100 milyon lira ci­varındadır. Ancak, bu ilaç bulunamadığı için, Türkiye’de aynı işlevi gören pahalı ilaç kullanıl­mak zorunda kalınıyor.”

Teşhisi oldukça zor
Bazı romatizmal hastalıkların teşhis veya te­davisinin zor olduğuna da işaret eden uzmanlar şöyle devam ediyorlar: “Bazı romatizmal hasta­lıkların teşhisi zor. Bu yüzden yanlış tedavi uygu­lanabiliyor. Omurga romatizmaları bel fıtığı, gibi romatizmaları ise menüsküs gibi muamele göre­biliyor. Bu yüzden teşhis ve tedavi kesinlikle uz­man kişiler tarafından yapılmalı.”

Her bacak ağrısının romatizma sanıldığını an­latarak, bacak ağrılarının gerginlik, uyku bozuk­luğundan da kaynaklanabileceğini bildirdi. Top­lumda çok yaygın görülen ve “huzursuz bacak sendromu” adı verilen rahatsızlığın da bunlardan biri olduğunu ifade eden uzmanlar, gerginliğin azaltılması için, yoga, meditasyon gibi yöntemler uygulamak gerektiğini ifade etti.

Egzersiz

8 Aralık 2019 Cinsel Blog

0 Yorumlar

Egzersiz

“Genetik mi, çevresel mi?” tartışmasına dair ne kadar çok şey duymuş olursanız olun, döllenme anından itibaren kızların erkeklerden farklı olmasını sağlayan kalıp hazırdır. Yaşam boyu devam eden bu farklılıkların henüz anne karnındayken bile saptanabilmesi hayranlık uyandırıcıdır.

X faktörü
Cinsiyetimizi kromozomlarımız belirler, iki “cinsiyet” kromozomu vardır: X ve Y kromozomları. Bunların birini annemizden, diğeriniyse babamızdan alırız. Kızlarda iki X kromozomu; erkeklerdeyse bir X, bir de Y kromozomu bulunur.
Yumurta hücreleri ve spermler dışında, insan vücudundaki bütün hücreler iki cinsiyet kromozomu taşır. Yumurta ve sperm hücrelerindeyse bir tek cinsiyet kromozomu vardır. Anneden gelen yumurta hücresinde her zaman bir X kromozomu bulunur. Ancak babadan gelen sperm hücresinde X ya da Y kromozomu bulunabilir. Bu da bebeğin cinsiyetini belirleyici etkenin babanın spermi olduğu anlamına gelir. Kadının yumurta hücresini dölleyen sperm X kromozomu taşıyorsa bebek kız olur; eğer Y kromozomu taşıyan bir sperm yarışı kazanırsa bebek erkek olur. Kadınlardaki ikinci X kromozomu, erkeklerde daha sık görülen el becerilerinde zayıflık, hiperaktivite, otizm ve kekeleme gibi durumları önlemeye yardımcıdır. Erkek çocuktaki Y kromozomunun temel işlevi, erkeklik hormonlarının, yani androjenlerin yeterince bol miktarda salgılanmasını sağlamaktır. Bu hormonlardan en önemlisi testosterondur. Testosteron olmasaydı bütün bebekler kız olurdu; çünkü bebeğin erkek çocuk olarak gelişmesini, erkek cinsiyet organlarına ve erkek beynine sahip olmasını tetikleyen hormon testosterondur.

Gelişmekte olan çocuk
Gebeliğin altıncı haftasında erkekler ile kızların görünümü aynıdır.

Ancak 12. haftada kız bebekte fallop tüpleri (yumurtalık kanalı), rahim (dölyatağı) ve vajina gelişmiştir. Aynı dönemde erkek bebekte ise testosteronun etkisiyle penis, testisler (erbezleri) ve skrotum (erbezi torbası) belirmiştir.

Ancak farklı olan yalnızca cinsiyet organları değildir. Gebeliğin 13. haftasında duyu organlarının gelişimi de az çok farklılık gösterir ve kızlar bu açıdan belirgin bir avantaja sahiptir. Kız bebeğin doğduğunda seslere, kokulara ve görsel imajlara karşı duyarlılığı daha keskindir.

Gebeliğin dördüncü ayına doğru ilerledikçe, fetüste erkek ya da kadın beyni gelişir. Kadın beyni daha küçük olduğu ve daha az sayıda hücre içerdiği halde daha karmaşık bağlantılar gösterir.

Deneyler, duygusal içerikli mesajlarla karşılaşan kadın beyninde erkek beynine göre çok daha fazla sayıda bölgenin harekete geçtiğini gösteriyor. Araştırmalar bu nedenle çok daha küçük yaşlardayken bile dişilerin erkeklere göre daha fazla empati kurma eğiliminde olduğunu düşündürüyor.

15 ayhk bir kız çocukta dil becerileri daha gelişkindir ve bu kız çocuk sözel beceri açısından yaşıtı olan erkek çocuğun önünde gidecektir. 5 yaşındayken bile konuşması yaşıtı olan erkek çocuğa göre ortalama 2 ay ileride olacaktır.
Buna karşılık “kadınlar harita okuyamaz” şakalarının kökeni de göründüğü kadarıyla biyolojiye dayanmaktadır. Bütün suçu testosteronun üstüne atabiliriz; ama görünüşe göre erkekler doğuştan gelen bir uzamsal farkındalığa sahip.

Erkeklerde ve kızlarda hormonal bağlantılar farklı şekilde kurulur; bununla birlikte her iki cinsiyetin de kendi içinde büyük değişkenlikler söz konusudur. Kızlarda da erkeklerde de testosteron üretilir; ancak kızlarda üretilen testosteron erkeklerde üretilenden çok daha azdır ve kızınızın “hanım hanımcık” ya da uzamsal becerileri üst düzeyde bir “erkek Fatma” olması, görünüşe göre anne karnındayken ne kadar testosteron ürettiğine ve bir ölçüde de anneden kaynaklanan
androjenlerin ne kadarının plasentayı geçtiğine bağlıdır.

Bir kız bebek erkek bebeğe göre çok daha olgun ve genellikle daha az huysuzdur; ama bu eğilimin dışına çıkanlar her zaman olur. Her yaşam kendine özgü ve benzersizdir. Çoğu kişi, hem erkeklerin hem de kızların başlangıçta en çok babalarına benzediğini söyler. Bu, belki de bebek doğduktan sonra erkeğin bebeğe bağlanmasını garantilemek için doğanın başvurduğu kurnazca yollardan biridir!

Kız/erkek doğumları
Dünyaya gelen erkek bebeklerin sayısı toz bebeklerin sayısından biraz daha fazladır ancak daha az sayıda erkek çocuk hayatta kalır, ingütafc Ulusal İstatistik Dairesi’nin verilerine göre, 2003 yılmda ingiltere’de her 1000 kız bebeğe karşılık 1 051 erkek bebek dünyaya gelmiştir. 1993 yılında ise her 1000 kız bebeğe karşılık 1056 erkek bebeğin doğduğu bihürilmtştir.
Sonuç olarak, cinsiyetler arasında bu açıdan büyüyen bir fark yoktur.
İngiltere ve Galter’deki bebek ölümlerinin 2002 yılmda yüzde 3,5 oranında azalmış olmasına karşılık ölü doğumlar yüzde 6,7 artmıştır. Aynı yıl, kız bebeklerde 1744 ölü doğuma karşılık erkek bebeklerin 2028′i ölü doğmuştur.

SAĞLIKLI KALMAK
Sağlık kontrolleri
Bütün bebekler ve çocuklar, büyüme ve gelişimlerinin normal seyrettiğinden emin olabilmek için düzenli olarak hekim kontrolünden geçmelidir. Bu rutin kontroller aynı zamanda, kızınızın genel sağlık durumu konusunda duyduğunuz herhangi bir endişeyi dile getirmek ve yanıt alabilmek için fırsat yaratır. Hekimden randevu almayı gerektirecek kadar önemli olmayan ama yine de kafanızı kurcalayan sorulan sorup endişelerinizden bahsedebileceğiniz en uygun zaman budur.
Kontroller genellikle şu sıklıkta yapılır:

Doğumdan hemen sonra (tercihen ilk 24 saat içinde)
6.-8. haftalarda
8. ayda
2. yılda
Okul öncesi dönemde (genellikle 3-4 yaş arasında)

Çocuk okula başlarken de aşılarının eksiksiz yapıldığından emin olmak, boy ve kilo ölçümü, görme ve işitme işlevlerinin değerlendirilmesi için kontrolden geçirilmelidir.

Diş kontrolü
Kızınızın ilk dişi çıkar çıkmaz diş kontrolleri başlamalıdır. Dostça yaklaşan bir diş hekimine gitmeye ne kadar çok alışırsa diş hekimine gitmekten o kadar az korkar, ingiltere’de Ulusal Sağlık Hizmetleri ‘nin (NHS) sunduğu diş sağlığı hizmetleri kapsamında -son derece yetersiz olmakla birlikte- pek çok diş hekimi, özel hastalarının çocuklarına NHS kapsamında ücretsiz hizmet vermektedir. Sağlığın diğer pek çok alanında olduğu gibi diş sağlığında da hastalığı önlemek son derece önemlidir ve düzenli diş kontrolleri bu açıdan vazgeçilmezdir.

Büyüme hızları
Kızlar ve erkekler farklı hızlarda büyür. Hiçbir çocuk bir diğerine benzemez ve bir kızın büyümesinde genlerin yanı sıra genel sağlık durumu ve beslenme de belirleyici rol oynar. Her iki ebeveynin de boyu ortalamanın üzerindeyse çocuğun kısa boylu olma ihtimali pek yoktur.

Çocukluk çağında büyüme/boy tablosu
1 yaş——————————10-25
1-2 yaş—————————-10-13
2 yaş-ergentik———————-5-6
Ergenlikteki büyüme atağı-kızlar——6-11

Bazı çocuklar, erken çocukluk döneminde normale göre daha yavaş ya da daha hızlı büyüse de önemli olan büyümenin genel
gidişatıdır ve bu çocukların büyümesi daha sonra hızlanır ya da yavaşlar. Bu genellikle genetik olarak belirlenen bir kalıptır. Yani 4 yaşındayken anaokulunda en kısa boylu çocukken 10 yaşına geldiğinizde sınıfın en uzun boylu öğrencisi olduysanız, kızınızda da aynı sürecin yaşanması olasıdır.

Aşılar
Çocukluk çağında sağlıklı olmanın bir diğer önemli parçası aşı uygulamalarıdır. Günümüzde bütün çocukların on farklı hastalığa
karşı aşılanması tavsiye edilmektedir:

Difteti
Tetanos
Boğmaca
Çocuk felci
HIB (hemofilus influenza tip B)
Menenjit C
Pnömokok
Kızamık
Kabakulak
Kızamıkçık

Bu liste gözünüze epeyce uzun görünebilir; özellikle de aşılama sırasında iğne mükemmel derecede sağlıklı olan bebeğinize batırılırken. Yan etkiler konusunda endişelenmeniz ve bütün bu aşıların gerçekten de gerekli olup olmadığını düşünmeniz son derece doğaldır. Pek çok anne baba bunlann dışında bebeğin bağışıklık sistemine aşın yüklenmek konusunda da endişelenir, ama aslında bağışıklık sisteminin kapasitesi çok geniştir: 10 000 farklı hastalığa karşı güvenli ve etkili biçimde aşılanmanız mümkündür. Aşılama yoluyla önlenen bazı hastalıkların bir zamanlar insanların ölümüne yol açtığı ve bağışıklığı olmayan biri için hâlâ ciddi bir tehlike unsuru olduğu kolayca gözden kaçar.

Tetanosa yol açan bakteriler, bahçenizdeki ya da semtinizdeki park da dahil toprakta çok miktarda bulunur.
Yaklaşık 13 aylıkken ve okula başlamadan önce 2 doz halinde uygulanan KKK (kızamık, kabakulak, kızamıkçık) aşısı kızamıkçığa karşı koruma sağladığı için özellikle kızlar açısından önemlidir. Kızamıkçık çocukluk çağında hafif geçirilmekle birlikte, gebeliğin erken döneminde gelişmekte olan fetüste ciddi hasara yol açabilir. Kızamıkçık virüsü özellikle yaşamsal organların gelişimini etkiler ve sağırlığa, körlüğe, kalp ve beyin hasarına neden olur. KKK aşısının kullanıma girmesinden önce kızamıkçık bebeklere ciddi zararlar verebiliyordu.

Bu nedenle aşı yalnızca kızınızı korumakla kalmayıp aynı zamanda onun bağışık olmayan bir gebe kadına kızamıkçık bulaştırmasını da engelleyecektir. Aşı ayrıca, yumurtalıklarda iltihaplanmaya neden olarak büyüdüğünde doğurganlıkla ilgili sorunlara yol açabilen kabakulağa karşı da koruma sağlar. Üçüncü olarak, tehlikeli ve hatta bazen yaşamı tehdit edebilen bir hastalık olan kızamığa karşı da korur.

Pek çok ebeveynin KKK aşısının güvenirliği konusunda endişe duyduğunu biliyorum. Ancak ingiltere’de ve dünyanın diğer bölgelerinde yapılmış çalışmalardan elde edilen çok sayıda bilimsel kanıt, KKK aşısının otizm veya enflamatuar (iltihabi) bağırsak hastalığına yol açmadığını göstermiştir. Aşıları ayrı ayrı uygulamanın birlikte uygulamaktan daha güvenli olduğuna dair kanıt yoktur ve ayrı uygulamalar çocuğunuza altı ayrı enjeksiyon yapılacağı anlamına gelir. Eğer aşıların ayrı ayrı yapılması yolunu tercih ederseniz -ki bu size asla tavsiye etmeyeceğim bir seçenektir- lütfen önce aşıların nereden geldiğini
kontrol edin ve kızınıza aşı serisinin eksiksiz uygulandığından emin olun. Pek çok kişi bu kontrolü yapmadığı için çocuğunun bir, iki ya da her üç enfeksiyona karşı duyarlı kalmasına göz yummuş olur. Okul öncesi erken dönemde yapılan aşılar, genellikle sağlık ocağında pratisyen hekim ya da çocuğunuzun kendi hekimi tarafından uygulanır; ancak daha sonraki pekiştirme (rapel) dozları genellikle okulda yapılır.Kızınızın aşı kayıtlarını güvenli bir yerde saklayın. Büyüdükçe ona pek çok nedenle, kendisine uygulanan aşılarla ilgili sorular sorulabilir. Bu yüzden, aşılandığı tarihleri gösteren aşı kaydının elinizin altında olmasında fayda var. Bu durum ayrıca yurtdışına seyahate çıkarken kızınıza uygulanan ek aşılar için de geçerlidir.

Viagra nedir ? Kimler kullanabilir ? Kimler kullanmamalıdır ?

8 Aralık 2019 Cinsel Blog

0 Yorumlar

Viagra nedir ? Kimler kullanabilir ? Kimler kullanmamalıdır ?

Faize sıhhatini etkileyen risklerden biriside cinsel yolla bulaşan hastalıklardır.Dünya sıhhat teşkilatının varsayımlarına göre ,her sene takribî 350 milyon şahıs rehabilitasyon edilebilen cinsel yolla bulaşan enfenksiyonlara tutulmakta,bu sayı ise rehabilitasyon edilemiyen viruslerin neden olduğu hastalıklarla beraber milyarı aşmaktadır cinsel sıhhatlerini gözetmeye müteveccih bilgilerden ve maharetlerden yoksun olan gençlerin cinsel yolla bulaşan enfenksiyonlara tutulma oranı daha yüksektir. Cinsel Sıhhat Balakalar Eğitiminin uygulandığı ülkelerde yapılan araştırmalar bu eğitimi almış gençlerin daha geç cinsel ilişkiye başladıklarını ve tehlikesiz cinsel ilişki tutumu gösterdiğini saptamıştır.Cinsel Sıhhat Balakalar Eğitimi sevgi ve insan cinselliğini bütünleştirerek mesullük kavrayışını geliştirir.CYBE’lerden korunma,hürmete dayalı ve karşısındakine itina gösteren bir tutum gerektirir.Cİnsel Balakalar Eğitimininde emeli budur.

CYBE’lerin tesirleri CYBE’lerin kimileri vücüda girdikleri cinsel uzuvlarda akıntı,yara,yumru,sızılı şişlik,kızarılık ve ten değişmeleri oluştururlar.Vücüda girdikten sonra kan dolaşımına karışan etmenler hayatını burada artarak sürdürürler ve karaciğer,bağışıklık sistemi ve tüm vücudu etkileyen hastalıklara neden olurlar. CYBE’nin neticeleri Her zaman bulgu vermeyebilirler özellikte bayanlarda erkeklere kıyasla daha az keskin semptomlar gösterirler.Beliti olmasa dahi hastalık taşıyan bireylerce başkalarına bulaşabilirler. Virusların neden olduğu Hepatit B,AİDS hariç çogunun rehabilitasyonu ucuz ve başarılıdır.Kısırlığın en ehemmiyetli sebeplerinden birisi rehabilitasyon edilmemiş CYBE’lerdir. Bazı CYBE’ler bayanlarda rahim agzı kanserlerine neden olurlar.Bagışıklı sistemlerde beceriksizliğe neden olan AİDS hastalığı ise milyonlarca insanın vefatına neden olmaktadır.Aşagıda belli başlı CYBE’ler yazılmıştır.

AİDS-Kazanılmış Bağışılık Yetmezliği Belirtiyi-
Bel Soğukluğu-Gonorrhea-
Cinsel Uzuv Siğilleri
Frengi-Sifiliz-
Hepatit-B
Klamidya
Mantar-Candidiasis-
Tricomonas
Herpes-Uçuklar

CYBE ve HIV/AİDS’den Korunma Yolları
CYBE’den korunmanın tek yolu cinsel ilişkiden kaçınmaktır.İnsanlarda hayat süresince cinsel ilişkiden sakınmalarını istemek pek hakikatçi değildir.Bunun yerine sıhhatli ve bir tek eşle,birbirlerine sadık kalarak hayatlarını sürdürmelerini istemek daha usluca bir usul olmasına rağmen dünyada CYBE’lerin çoğalmakta olması vefa kaidesinin pek işlemediğini ve bu surattan insanlara uygulabilirliği olmayan teklifler yerine cinsel ilişkide bulunan insanlara cinsel ilişkinin hangi şartlarda daha emin olduğunu öğretmek gerçek yol gibi gözükmektedir.

Tehlikesiz cinsel tutum
Cinsel yolla bulaşan enfenksiyonların ve istenmiyen hamileliklerin oluşturacağı ruhsal ,vücutsal ve cemiyetsel hasarlardan sakınmanın en aktif yolu tehlikesiz cinsel tutum kazanmaktır.Tehlikesiz cinsel ilişkinin basamakları şunlardır;

Cinsel ilişkiyi erteleyin, şayet erteleyemiyorsanız
Eşinize sadık kalın, şayet sadık kalamıyorsanız
Korunmalı cinsel ilişkiye girin ve Prezervatif kullanınız

Mastürbasyon,masaj,sürtünme cinsel uzuvlara değme gibi tutumlar eşler arasında kan,semen yada vaginal salgı teması olmayacağı için mikrop geçmesine neden olmaz

Az riskli cinsel tutumlar
Cinsel ilişki sırasında doğru ve zamanında uygulanmış bir prezervatif kullanılırsa hastalık tehlikeyi azalır.Penisin agıza alınması,ağızın vaginaya direnmesi,ağızın makata direnmesi,derin ve ıslak öpüşmede çok az rakamda şahıs bu yolla mikrobu alsa da tehlikeli olabilir.

Riskli cinsel tutumlar
Prezervatif kullanılmadan yapılan vaginal seks,prezervatif kullanılmadan yapılan anal seks,kanamaya neden olan her türlü cinsel birleşme,oral seks sırasında salgı yada kanın agıza alınması gibi cinsel ilişki şekillerinin tümü risklidir. Cinsel ilişki dışı bulaşmaların önlenmesi

Hastalık etmenlerini taşıyan şahıslardan kan uzuv sperm affetmelerinin önlenmesi
Tek kullanımlık şırıngaların kullanılması
kulak deldirme,manikür,pedikür,sünnet olma,epilasyon gibi harekâtlarda tek
kulanımlık aletlerin kullanılması yasa iyi şartlarda steril edilmiş aletlerin kullanılması
Berberlerde her alıcıya ayrı jilet kullanılması
Diş fırcası,tırnak makası gibi şahsi eşyaların paylaşılmaması ehemmiyetlidir.
Anneden bebege bulaşmanın önlenmesi
Anneden bebeğe bulaşan HIV yada Hepatit B gibi hastalık faktörü taşıyan bayan hamile kalmak istemiyorsa kesinlikle korunmalıdır. Anne adayları HIV testi yaptırmaları mevzusunda uyarılmalı,HIV pozitif olarak tespit etilen anne adayları düşük için zorlanmamalı,bebeklerşni dünyaya getirmek istiyorlarsa zorunlu tıbbi rehabilitasyon yapılmalı ve anne adayı aydınlatılmalıdır.Bebeğini dünyaya getirmek isteyen anne adaylarına hamilelik zamanında ilaç rehabilitasyonu yapılmalı, doğumu sezaryanla yapılmalı ve suni sütlerle beslenmeye geçilmelidir.Suni sütlerin olmadığı gidişatlarda anne sütü sağılıp kaynatılarak bebeğe verilmelidir.

Page 1 of 31 2 3
Adet düzensizlikleri - Kadın sağlığı Adet nedir? Adet kanaması nedir? Adet kanaması hakkında bilgi - Kadın sağlığı - Sağlık Bilgisi Adet Öncesi Gerginlik - Kadın sağlığı Amniyosentez ve gebelik - Kadın sağlığı Ağrılı adet görme – dismenore - Kadın sağlığı Ağrısız doğum - Kadın sağlığı Bakteriyel vajinit - Kadın sağlığı Bebeğin suyunun azalması (oligohidroamnios) - Kadın sağlığı Bir kız çocuğunu “kız” yapan özellikler nelerdir? - Kadın sağlığı Cinsel birleşme sırasında bedende neler olur ? - Cinsel sağlık - Sağlık Bilgisi Cinsel dürtüleri uyumsuz olan çiftler ne yapabilir ? - Cinsel sağlık Cinsel yolla bulaşan hastalıklar - Cinsel sağlık - Sağlık Bilgisi Egzersiz - Kadın sağlığı - Sağlık Bilgisi Erkek cinsel hastalıkları - Cinsel sağlık Erkekte cinsel birleşme sırasında ağrı - Cinsel sağlık Erkek ve kadın cinselliği - Cinsel sağlık Erken boşalma - Cinsel sağlık Erken Boşalmaya Ne Yol Açar ? - Cinsel sağlık - Sağlık Bilgisi Güncel Sağlık Haberleri - www.saglikbilgisi.gen.tr Hormonlarla ilgili konular - Kadın sağlığı - Sağlık Bilgisi Kadında birden çok orgazm tipi mi var ? - Cinsel sağlık Kadınlar seksi nasıl yaşıyor ? - Cinsel sağlık Kadınların sorunu romatizma - Kadın sağlığı - Sağlık Bilgisi KOTEX’İN YENİ MARKA YÜZÜ “DEMET EVGAR” OLDU - Kadın sağlığı - Sağlık Bilgisi Oral sex - Cinsel sağlık Vaginismus - Cinsel sağlık - Sağlık Bilgisi Viagra nedir ? Kimler kullanabilir ? Kimler kullanmamalıdır ? - Cinsel sağlık - Sağlık Bilgisi Yaşam tarzı ve ruh sağlığı - Kadın sağlığı Çiftler hangi sıklıkla sevişiyor - Cinsel sağlık